Haberler
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Türkiye Gençlik Federasyonu’nun,
“Yeni AB Sratejisi ve Üyelik Müzakere Sürecimiz”
Konulu Toplantı ile İlgili Görüşleri
“TÜRKİYE’DEKİ ŞİDDET ÇEŞİTLERİNİN,
AVRUPA BİRLİĞİNE GİRİŞ SÜRECİ İÇİN
ÇOK BÜYÜK ENGEL OLDUĞUNU GÖRMELİYİZ”
Farklı Görüş, İnanç ve Kültürdeki İnsanlara Yapılan Şiddet Türleri,
Töre Cinayetleri, Çocuk Kaçırma ve Yaşadığımız Alanların Kirletilmesi,
Türkiye Aleyhine Kamuoyu Oluşturulmasını Etkiliyor
.jpg)
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın girişimi ve önderliğinde, Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nce düzenlenen “Yeni AB Stratejisi ve Üyelik Müzakere Sürecimiz” konulu, sivil toplumla (hükümetdışı örgütler) diyalog (iletişim) toplantılarının üçüncüsü, 13 Şubat 2010 Cumartesi günü, İstanbul’da, Grand Cevahir Hotel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Valisi Muammer Güler ve Avrupalı bazı konukların da katıldığı toplantıyı, Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri, Büyükelçi Volkan Bozkır yönetti.
600’yekın hükümetdışı kuruluşun yaklaşık 1200 kişi ile temsil edildiği toplantıda 58 kişi konuştu.
Türkiye Gençlik Federasyonu adına, Federasyon Genel Kurul delegelerinden, İstanbul Gençlik Birliği Derneği Başkan Yardımcısı, Sabancı Üniversitesi öğrencisi Deniz Can Sümer söz aldı. Sümer, Federasyonun görüşlerini yazılı olarak sunduğunu, bu etkinliklere gençlerin ve gençlik örgütlerinin daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini, bundan sonraki toplantının 3 günlük çalıştay şeklinde düzenlenmesini önerdiklerini dile getirdi.
Federasyon toplantıda, Genel Başkan Rıza Sümer ve Genel Kurul delegelerinden Av. Gonca Türkeeş, İstanbul Gençlik Birliği Derneği’ni de Deniz Can Sümer ile Karadeniz halk müziği sanatçılarından Ferda Sümer temsil etti.
Federasyon’un Görüşleri
Türkiye Gençlik Federasyonu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a önerilerini Genel Başkan Rıza Sümer ve Yönetim Kurulu üyesi Gökhan Taşer’in imzaları ile yazılı olarak sundu.
Yazıda, sürecin her aşamasına ve her kuruluna gençlik örgütlerinin katılması için çaba gösterilmesi, gençlerin, gençlik derneklerinin kendi aralarında, öğrenci gençliğin de Türkiye Ulusal Öğrenci Konseyi ve Üniversite öğrenci konseylerince belirlenmesi, yerel ve ulusal düzeyde e-posta iletişim ağları kurulması önerilerine yer verildi. Yazıda ayrıca, farklı inanç, görüş ve kültürdeki insanlara, hayvanlara ve çevreye karşı yapılan şiddet türlerinin, faili meçhul veya tam aydınlatılmamış cinayetlerin, töre cinayetlerinin, çocuk kaçırma olaylarının ve insanların yaşadıkları alanları elleriyle aşırı ölçüde kirletmelerinin, Avrupa ve dünyada Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturduğu, bunun da Avrupa Birliğine giriş sürecine çok olumsuz etkiler yaptığı dile getirildi.
Federasyonun yazılı görüşleri aynen şöyle.
“Öncelikle Devlet Bakanımız ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış’ın önderliğinde, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin, Avrupa Birliğine ve Türkiye’ye yönelik olmak üzere, birbirleriyle sıkı bağlantılı ve iki boyutlu bir iletişim stratejisini hazırlamasını ve bunu hükümetdışı kuruluşların görüşlerine sunmasını, sürecin çok olumlu parçası olarak sayıyoruz. Çok iyi niyete ve kararlılığa dayalı bir metinle buluştuğumuzu düşünüyoruz.
Türkiye Gençlik Federasyonu da, aynı şekilde, çok iyi niyet ve kararlılıkla önerilerini sunmaktadır.
A-Yeni AB İletişim Stratejisi İçin Önerilerimiz
1-TBMM’de, grubu bulunan siyasal partilerin, üniversitelerin, öğrencilerin, gençlerin ve gönüllü kuruluşların ulusal düzeydeki üst birliklerinin temsil edileceği, Başbakanlık AB Genel Sekreterliğinin de doğal olarak yer alacağı bir kurul oluşturulmalıdır.
2-İvedilikle, Genel Sekreterliğin yürütücülüğünde, hükümetdışı kuruluşların ve ilgili kamu yönetimlerinin yer alacağı bir e-posta iletişim ağı kurulmalıdır. Bu iletişim ağı, her ilde, merkezden köylere kadar yerel düzeyde ve ulusal düzeyde olmak üzere iki boyutlu düşünülmelidir.
3-Bu kuruluşlar, ülkemizin ve Avrupa Birliğinin özel günleri ile ilgili tüm etkinliklere ortak olarak çağırılmalıdır.
4-STK kavramı, ne yazık ki Türkiye’de farklı farklı algılanmaktadır. İletişim Stratejisi metninde açık veya başharflerle ifade edilen kuruluşların bazıları STK değil, hükümetdışı, özel yasa ile kurulan meslek örgütleridir. Örneğin TOBB bir STK değil, zorunlu bir üst birliktir.
Biz, metinlerde, hükümet dışı kuruluşların bazılarının ismine yer verilmesini, diğerleri için genellemede bulunulmasını, hiçbir zaman bilinçli yapılmış bir yanlışlık olarak yorumlamıyoruz. Yine örneğin, birçok güçlü dernek ve işveren kuruluşlarının odaları varken, sadece TÜSİAD’ın isminin yazılmasını da bu anlamda doğru bulmuyoruz.
Önerimiz, Avrupa Birliği süreci ile ilgili katkı koyabilecek hükümetdışı kuruluşlar (baro, sendika, oda, vakıf, dernek ve federasyon, konfederasyon şeklindeki üst birlikleri) ifadesinin daha yakışacağı şeklindedir.
Ancak, katılan ve katkı koyan kuruluşların açık isimlerinin, sonuç metinlerinde yer alması daha doğru olacaktır.
5-ABİS Danışma ve Yönlendirme Kurulu ile AB İzleme ve Değerlendirme Kurulunda, üniversite öğrencileri ve gençlikle ilgili gönüllü kuruluşlar da en azından bir kadın ve bir erkek üye tarafından temsil edilmelidir. Federasyonumuz, gençlik tüzel kişilikleri temsilcilerinin, gençlik örgütlerince birlikte ve belirli dönemlerde, sıra ile görev yapacak şekilde belirlenmesi konusunda katkı koymaya hazırdır.
İki kuruldaki üniversite öğrencileri ise, tüm üniversite öğrenci konseylerinin bilgi ve önerileri ışığında, Türkiye Ulusal Öğrenci Konseyince belirlenmelidir.
Bu önerilerimiz, gençlik örgütleri ile üniversite öğrenci konseylerinin iletişim ve işbirliği içinde olmalarına çok olumlu katkılar yapacaktır. Bu ayrıca, onların daha çok hareketlenmelerine, gelişmelerine ve iç dinamiklerini sağlamlaştırmalarına da yarayacaktır.
6-Kültürel ve doğal zenginliklerimizle Avrupalıların daha fazla buluşturulması ve Avrupa Birliğine giriş sürecine daha fazla katkı sağlanması amacını taşıyacak 5 ve 10 yıllık turizm politikaları oluşturulmalıdır.
7-AB’ye yönelik iletişim yöntemlerinde Türkiye’nin iyi tanıtılması, katkılarının anlatılması ve uyumda zorluk çekilmeyeceğinin kanıtlanması önemlidir. Türkiye’nin, farklı kültürlerin barış içinde yaşadığı bir model ülke, kültürler arası bir köprü olması yorumuna katılıyoruz. Ancak, toplumu sarsan, farklı görüş ve inançtaki tanınmış kişilere, zaman zaman turistlere yapılan saldırılar, şiddet türleri ve işlenen cinayetleri anımsayalım. Bunlara her gün tanık olduğumuz trafik şiddetini, cinayet çeşitlerini, çocukların ve kadınların uğradığı saldırıları, son zamanlarda artan çocuk kaçırma ve öldürme eylemlerini, aile büyüklerinin kendi evlatlarını vahşice katledişlerini, töre cinayetlerini, inanca dayalı değerlerin vahşete alet edilmesini, acı da olsa eklemeliyiz. Türkiye’de yaptıranı ve yapanı bilinmeyen binlerce cinayet dosyası beklemektedir. Yargı süreci tamamlananlar konusunda ise kamusal vicdan huzurlu değildir.
Ülkemizdeki töre cinayetlerinin, farklı inanç ve görüşteki insanlara karşı uygulanan ölümcül şiddet türlerinin, Avrupa Birliği ve üye ülkelerin kamuoylarınca özenle ve endişe ile izlenmekte olduğu bilinmelidir.
İnsana yapılan bu şiddet çeşitleri yanında, halkın önemli bir bölümünün ve yetkili kuruluşların duyarsızlığı nedeniyle turistik alanların, kırsal bölgelerin ve kentlerin kirletilmesi, sokakta veya doğada yaşayan hayvanların katledilmesi de şiddet türlerinin başında gelmektedir.
Yurttaşların ve TBMM’ce yetkilendirilmiş kamu yönetimleri ve yerel yönetimlerin duyarsızlığı nedeniyle, çevreye ve sigara yasağına ilişkin yasal düzenlemeler halkımız tarafından inanılmaz düzeyde çiğnenmektedir.Yasal ilkeleri çiğneyenler arasında öğretmenler, doktorlar ve esnaflar başta olmak üzere, her alandaki kamu görevlileri, işçiler ve gençler de bulunmaktadır.
Belki çoğumuz farkında değiliz, ancak tüm yasal düzenlemelere ve gelişmelere karşın, insana ve hayvana yönelik şiddet türleri, yurttaşların elleriyle suyu, havayı, toprağı, köyleri, kasabaları ve kentleri kirletmeleri, Avrupa Birliğine giriş ve uyum sürecini olumsuz etkilemektedir.
Bu yaşananlar, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişi için uluslararası alandan beklenen destekleri engellemektedir. Türkiye’nin aleyhine oluşan tepkilerin nedenleri arasında, bir şiddet örgütü ile uzun yıllardır verilen silahlı mücadelenin de etkisi elbetteki çoktur. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişine karşı oluşan tepkileri, tümüyle siyasal nedenlere dayandırmak yanıltıcıdır. Türkiye’de, aynı veya farklı kültür, görüş ve inançtaki insanlara, hayvanlara ve çevreye karşı önemsenmesi, hatta korkulması gereken düzeydeki şiddet türleri, Avrupa’dan yükselen olumsuz tepkilerin ilk nedenleri arasındadır
Çevrenin insan eliyle kirletilmesi suretiyle insanın temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının tehdit edildiği, hayvana ve insana şiddetin her türlüsünün uygulandığı, böylece ulusal yasaların ve uluslararası sözleşmelerin çiğnendiği bir toplumla Avrupa halklarının birlikte yaşamak istemeyeceğini, istemediğini görmezlikten, duymazlıktan gelmeye boşuna çalışılmamalıdır. Bahçesini, parkını, dağlarını, ormanlarını, derelerini, ırmaklarını, göllerini, denizlerini, boğazlarını, adalarını, çocuk oyun alanlarını, spor alanlarını, sokağını, caddesini, kaldırımlarını, duraklarını, evinin ve işyerinin bahçesini ve önünü acımasızca kirletenlerle temizleyenleri birlikte yanyana getirmek ve yaşatmak çok kolay değildir.
Ülkemizdeki şiddet türleri ve yaygınlığı, ulusal birliğimizi de tehdit etmektedir. Yurttaşlar arasında her an bir şiddetle karşılaşmak korkusu önemsenecek düzeydedir. Bunları yok saymanın ve gözardı etmenin yararının olmadığını bilmeli, çözüm üretmeyi engelleyen zararlarının bulunduğunu kabul etmeliyiz.
Elbette şiddetin ortadan kaldırılması Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin görevi değildir. Ancak, Genel Sekreterlik yukarıda dile getirdiğimiz şiddet türlerinin uluslararası alanlardaki yankılarının ve yorumlarının Türkiye kamuoyuna, tam olarak taşınmasına katkı koymalıdır.
Genel Sekreterlik ayrıca, insana, hayvana ve çevreye yönelik şiddetle ilgili olarak, her alandaki ve düzeydeki eğitim-öğretim ders programlarının güncellenmesini siyasal ve bürokratik makamlardan ısrarla istemelidir. Geçmişteki olayları kaynak göstererek, eğitim-öğretimle ilgili yazılı ve görsel araçlara konan, başka uluslara veya ülkelere karşı, düşmanca düşünce ve duyguları belirten ifadeler çıkarılmalıdır.
Türkiye, bu çağdaş düzenlemeleri, tüm eğitim-öğretim kurumlarında uygulamaya koyarak, kamu yönetimleri-hükümetdışı kuruluşlar ve halkın işbirliğindeki ulusal çabalarla, farklılıkların doğal birer zenginlik olduğunu özümseyen kuşakların yetişmesini sağlamalıdır.
Bu salt Avrupa Birliğine katılabilmek için değil, ulusal birliğimiz, güvenliğimiz ve kalkınmış bir ülke olabilmemiz için ilk zorunluluktur.
Bu zorunluluğun, şiddetin her türlüsünden uzak kalınarak yerine getirilebilmesinde Genel Sekreterliğin yapabilecekleri vardır.
8-Hedef kitle arasında bulunan karma gençlik parlamentolarındaki gençlik temsilcilerinin belirlenmesinde hiçbir tüzel kişilik veya topluluğa ayrıcalık tanınmamalıdır. Bu temsilcileri, gençlik tüzel kişilikleri birlikte belirlemelidir.
Aynı şekilde üniversite öğrencilerinin belirlenmesinde, Türkiye Ulusal Öğrenci Konseyine, üniversitelerdeki öğrenci konseyleri ile birlikte hareket etmek koşulu ile görev verilmelidir.
9-Dinlerarası ilişkilerin geliştirilmesi çok kolay bir hedef değildir. Bu konuda, devletlerin süreçte yer almasına gerek yoktur. Türkiye ve Avrupa’da, inançlarla ilgili gönüllü tüzel kişilikler bulunmaktadır. En doğru olanı, bu kuruluşlar arasında, metinde yer alan “muhatapları ile işbirliği” ilkesine uygun olarak iletişim ve ortaklıklar kurulması, inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınması, farklı inançlara şiddet uygulanmasının önüne geçilmesi için çaba gösterilmesidir. Türkiye’de, eğitim, ikna ve örgütsel işbirliği yöntemleriyle inanca dayalı değerlerin şiddete ve vahşete gerekçe sayılması engellenmelidir.
10-Hedef kitle olarak belirlenen sporcu kesiminde, engelliler dahil, ulusal ve etkili dernekler, illerde amatör spor kulüpleri federasyonları, Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu ve spor dalı federasyonları bulunmaktadır. Bu örgütler de, gönüllü kuruluşlar (STK) olarak sürece çağırılmalıdır. Avrupa Birliği üyesi ve üye adayı ülkelerle bireysel ve takım sporları ile herkes için spor alanında büyük etkinlikler düzenlenmelidir.
11-Araçlar/etkinlikler bölümünde dile getirilen imaj araştırması ile çözümün sadece iletişimcilerden beklenemeyeceği bilinmelidir. Ayrıca, iyileştirme basit bir süreç değildir. Bu nedenle, iyileştirilmesi gereken alanlarda, ilgili yapılar arasında eşgüdüm kurulmalı, harekete geçmek konusunda da çok etkin olunmalıdır.
12-Veri toplama ve veri tabanı oluşturma çalışmalarında, istatistiksel verilerin sağlıklı olarak toplanmasına ve tasniflenmesine önem verilmelidir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki olumlu veya olumsuz yaklaşımların tüm yönleriyle belirlenmesi ve halkımızla paylaşılması için özel bir raporlama yöntemi uygulanmalıdır.
13-Halkımız, gözleriyle görmediği ve tam güvenmediği konulara kuşku ile bakmaktadır. Halkımıza Avrupa Birliğinin çok somut olarak ve sabırla anlatılması zorunludur. Türkiye’ye yönelik iletişim yönteminde, yurttaşları bilgilendirmek, desteklerini almak, başka ülkelere karşı gereksiz tepkileri ikna yöntemi ile önlemek için hükümetdışı kuruluşların tümünden yararlanılmalıdır. Bu süreçte tüm siyasal partilerden de yerel ve ulusal düzeyde katkı istenmelidir. Bu, halkla ilişkiler açısından hedefe varmayı kolaylaştıracak bir yöntemdir.
14-Medyada, örgütlü-örgütsüz çocukların, gençlerin, kadınların, engellilerin, ileri yaştakilerin ve uzmanların katılacağı söyleşiler, açık oturumlar ve festivaller düzenlenmesi, belgesel filmler yayınlanması, yurttaşların bakış açılarını olumlu etkileyecektir.
15-Avrupa Birliğine üye veya aday olan ülkelerle paylaşım siteleri oluşturulmalıdır.
16-Avrupa Birliği yönetimi ile bazı üye ülkelerinin ürettiği, üretilmesine katkı verdiği, ortak olduğu işgaller, savaşlar, şiddet türleri ve her çeşit yanlışlık, halkımızın da katılımı ile tartışılmalı, çıktıları, şiddete şiddetle karşılık vermeyen yöntemlerle AB ve ilgili ülkelerle paylaşılmalıdır.
17-Süreçte yer alan dernek, federasyon, konfederasyon ve öğrenci konseyi gibi örgütlerin güçlendirilmesi için, yerel yönetimlerin ve kamu kuruluşlarının destekleri sağlanmalıdır. Bu amaçla, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın da yer aldığı bir çalışma kurulu, birlikte oluşturulmalıdır. Bu kurul, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, Maliye Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun , 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun, bunlara bağlı yönetmeliklerin ve genelgelerinin değiştirilmesi için öneri hazırlamalıdır.
İvedi olarak, Gençlik Derneği-Gençlik Kulübü ayırımına ve gençlik kulüplerine yardım yapılması suretiyle ayrıcalıklı davranılmasına son verilmelidir.
18-Türkiye’ye yönelik iletişim bölümünün 15. maddesinde reklam kelimesine yer verilmiştir. Reklam ile iletişim veya halkla ilişkiler çok farklı değerlerdir. Reklam, üretim ve pazarlama sürecinin, ücret karşılığı yapılan bir parçasıdır. AB sürecinde reklam değil, sıcak iletişim yöntemleri kullanılmalıdır. Bu nedenle, reklam kelimesi çıkarılmalıdır.
B-Yeni Avrupa Birliği Stratejisi İçin Önerilerimiz
1-Anayasa, görüşme, tartışma ve uzlaşma yöntemi ile değiştirilmeli, tüm toplum kesimlerinin ve ayırım gözetmeksizin hükümetdışı kuruluşların (sendika, baro, oda, vakıf, dernek, federasyon, konfederasyon ve diğer gönüllü kuruluşlar) görüşleri alınmalıdır.
2-Siyasi partiler ve seçim yasaları da, yine uzlaşma ile güncellenmeli, dokunulmazlıklar konusu çözümlenmeli, seçim barajı düşürülmeli, 18 yaşını bitirenler milletvekili adayı olabilmelidir.
3-Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve üniversite yönetimleri birinci derece seçimle belirlenmeli, hiçbir makamın atama yapmasına gerek duyulmamalı, YÖK ve üniversite yönetimlerinde öğrenciler Öğrenci Konseyleri, memurlar, işçiler, öğretim görevlileri ve öğretim üyeleri de sendikaları kanalı ile söz ve oy hakkı taşıyarak temsil edilmelidir.
4-AB ülkelerindeki toplumsal yaşamı düzenleyen yönetim biçimleri, örneğin eğitim, çevre, şehircilik, ulaşım vb. konular ele alınarak, ülkemizdeki eksiklikler belirlenmeli, halkımızın bilgisi, ilgisi ve katkısı artırılarak ülkemize uyarlanmalıdır.
5-Avrupa Birliği üyesi ve aday üyesi ülkelerle ortaklaşa düzenlenecek kültürel etkinlikler çeşitlendirilip çoğaltılmalıdır.
6-Türkiye’de veya herhangi bir AB ülkesinde yaşanan toplumsal bir soruna ortak çözümler geliştirilerek ortak kampanyalar düzenlenmelidir.
7-Ülke turizminde ekolojik turizme (ekoturizm) gereken önem verilmelidir. Ekolojik turizmle ülkemize özgü yapıların ve doğal örtünün korunarak gelişmesi sağlanmalıdır. Böylece ulusal etkimiz ve yurt dışındaki turistlerin ülkemize olan ilgisi artacaktır.
8-Ülkemizde insan hakları daha ayrıntılı işlenmeli, bu konuda yurttaşların bilgilendirilmesine yönelik etkinlikler ve projeler artırılmalıdır.
9-Her yaştan insanımıza yönelik kişisel gelişim çalışmaları gerçekleştirilmeli, yurttaşlarımızın sahip olduğu sosyal refah düzeyi incelenmeli, bu düzey AB ülkeleri yurttaşlarının sosyal refah düzeyi ile kıyaslanarak eksiklikler giderilmelidir”.

