Haberler
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Türkiye Gençlik Federasyonu, Türkiye’nin 2011-2015 dönemi Çocuk Politikasına öneriler hazırladı. Çeşitli toplantılarda dile getirilen ve 2010 yılındaki çalışmalarda da savunulacak olan öneriler şöyle.
“Türkiye, örgütlü ve katılımcı demokrasi alanında, yeterli olmasa da, yasal engelleri ortadan kaldırmakta hayli yol almış bir ülkedir. Ancak, çocukların ve gençlerin yasal, demokratik ve saydam örgütlenebilmeleri ve bu örgütlenmelerin desteklenmesinde engeller bulunmaktadır. Üstelik bu bu engeller önemsenecek düzeydedir.
Yasalardan ve uygulamalardan kaynaklananların yanında toplumun içindeki engeller de hayli önemlidir. Bireylerin ve toplumun örgütlenme ile ilgili bilgi, kültür, bilinç ve ilgi düzeyi, yasalardan kaynaklananlardan daha fazla sorun, sıkıntı ve zorluk üretmektedir. Yüzyüze ve gözgöze konuşarak anlaşmak ve uzlaşmak, demokratik ortamları oluşturmanın ilk adımıdır. Demokratik ortamları oluşturmayı ancak örgütlü birey ve örgütlü toplum başarabilir.
Bu nedenle, Türkiye gibi, örgütlü birey ve örgütlü toplum düzeyinin çok yetersiz kaldığı bir ülkede, ömürlerinin çok değerli zamanlarını karşılık beklemeksizin veren gönüllü insanların işleri oldukça zordur.
Engellerin ortadan kaldırılması, aşağıdaki önerilerimizle doğrudan ilgilidir.
1.18 yaşın altındakiler, yetişkinlerle dernek kuramamaktadır. Yasalarımıza göre, 16 yaşındaki bir çocuk mahkeme kararı, 17 yaşındaki bir çocuk ise ailesinin izni ile 18 yaşın çok üstündeki bir insanla evlenebilmekte, ancak aynı yaştaki bir insanla dernek kuramamaktadır. 14-18 yaş kesimindeki çocuklar, ailelerinin izni ile ilgi duydukları her alanda, farklı yaş kesimindekilerle birlikte dernek kurabilmeli ve dernekte her türlü gönüllü göreve seçilebilmelidir.
Bu yenilik, yaşantılarının her alan ve evresini paylaştıkları diğer yaş kesimindeki insanlarla olan iletişim ve ilişkilerini sağlıklı hale getirecek, onların güvenlerini artıracak ve olgunlaştıracaktır.
Kaldı ki, Çocuk Hakları Sözleşmesi, yaş sınırından söz etmeden, başkalarıyla dernek kurabileceğini belirtmektedir. Sözleşme, sadece ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu sağlığı, ahlak, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ulusal yasalarca sınırlamalar getirilebileceğini söylemektedir. Çocukların 18 yaş üstündekilerle dernek kuramaması, sınırlamaya neden gösterilen yukarıdaki tanımların hiçbirisi ile ilgisi yoktur.
Çocuk Hakları Sözleşmesinde dile getirilen; ayırım gözetmeme, yaşama ve gelişme, görüş alınması, ifade özgürlüğü, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, özel yaşantıyı koruma, iftira ve haksız suçlamalardan koruma gibi hakların uygulanabilmesi ve sürdürülebilmesi, kamu yönetimlerine olduğu kadar, çocukların yetişkin insanlarla gönüllü örgütlenmesine de bağlıdır.
Ne yazık ki, hemen hemen tüm bilimsel toplantılarda, çalıştaylarda, kurultaylarda ve seminerlerde, çocukların ve gençlerin, hatta tüm insanların gönüllü örgütlenme haklarına, örgütlenmenin önemine, gerekliliğine ve yararlarına hiç değinilmemekte, asıl zorunlu yöntem sanki bilerek ve korkularak gözardı edilmektedir.
Yasal, demokratik ve saydam örgütlenme bilim çevrelerinde ve toplumda gözardı edilirken, diğer taraftan, içinde siyaset, iktidar mücadelesi ve şiddetin olduğu yapılar, çocuk ve gençleri her türlü çağdışı ve uydurma olan konuların içine çekerek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını tehlikeye atmaktadırlar.
2.Türkiye’de, diğer devletler, çocuk ve gençlik konusunda genelde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü muhatap almaktadır. Elbette bu doğrudur. Ancak, Genel Müdürlük, Dernekler Yasası ve ona bağlı yönetmelikler uyarınca, gençlik örgütlerini, gençlik derneği ve gençlik kulübü diye ikiye ayırmak zorunda kalmakta, gençlik derneklerine destek verememekte, sonuçta, kulüp-dernek ayırımı gençlik politikasına zarar veren bir ayırımcılığa dönüşmektedir. Bu ayırımcılık ve ayırım ortadan kaldırılmalıdır.
3.Türkiye’de, çocuklara ve gençlere yönelik dernekleri, federasyon ve konfederasyon tipindeki üst birliklerin gelir kaynakları yok denecek kadar azdır. Bu kesimlerden üye ödentilerini alabilmek olanaksızdır. Bu gerçek duruma karşın, Türkiye’de, çocuk ve gençlik dernekleri, ilgili kamu yönetimleri ile yerel yönetimlerin uygun binalarından kurumsal olarak yararlanamamakta, yasalar ve genelgeler, bu dernekleri özel kişilerin taşınmazlarını kiralamaya zorlamaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi, çocuk ve gençlik dernekleri, ilgili kamu yönetimleri ile belediyelerin binalarını merkez olarak gösterebilmeli, oralardan yararlanabilmelidir.
4.Türkiye’de de çocuklara yönelik istismarın tüm çeşitleri mevcuttur. Bu istismar çeşitlerinin sayısal olarak da bir hayli fazla olduğunu gözlemliyoruz. Cinsel İstismar, ticari cinsel sömürü, emek sömürüsü, yoksulluk, yoksunluk, kaçırılma, satılma, dayak, öldürülme, cinayete azmettirme, cinayet suçunu üstüne alma, şiddet uygulama, erken ve zorla evlendirilme... bunlar arasında karşılaştığımız örneklerdir.
Bunların önlenmesi için, çocukların da içinde yer aldığı kamu yapıları ve gönüllü kuruluşlara gerek bulunmaktadır. Çocuklar olmadan sorunlar asla çözülemez, azaltılamaz.
Çocuklara, ilgili kamu yönetimleri, yerel yönetimler ve onların da yer aldığı gönüllü kuruluşlar işbirliğinde her türlü ayırımcılığa ve istismara karşı korunma ve koruma yöntemleri öğretilmelidir.
Çocukların yasa dışı ve çok olumsuz koşullarda çalıştırılması karşısında, meslek örgütleri, odalar ve sendikalar, çözümün parçası olmaktan kaçınmaktadır.
5.Çocuklar ve gençlerin, akranları ve farklı yaş kesimindeki insanlarla iletişim kurmalarında da büyük sorunlar yaşanmaktadır.
Öğretmen-öğrenci, anne,baba, veli-çocuk arasındaki ilişkilerde de genelde baskı ve susturma egemendir. Bu nedenle, Türkiye, gücü gücü yetene deyimi yaygınlaşmış bir ülke haline gelmiştir.Bu nedenle şiddetin her türünün açıkça yasaklanması gerekmektedir. Bu konuda somut adımlar atılmalıdır.
Konuşma ve tartışma tekniklerinin, insanlığa yakışır ortamların ana ögelerinin başında geldiğini algılayamayanlar, kimi zaman sopa, yumruk ve silahları konuşturmaktadırlar.
Bu nedenle, çocuklara ve gençlere, yüzyüze ve gözgöze iletişim kurma, konuşma, tartışma ve uzlaşma yöntemleri öğretilmelidir. Bu yöntemin etkili ve sürdürülebilir olması eğitim programlarına bağlı, ancak çocukların da içinde yer alacağı gönüllü kuruluşlarla da doğrudan ilişkilidir. Bu açıdan, örgütlenme özendirilmeli ve desteklenmelidir.
6.Uluslararası sözleşmeler ve ulusal yasalara karşın ülkemizde kız ve erkek çocuklar arasında eşitlik maalesef her ortamda uygulanamamaktadır, çağdışı yaşam biçimlerini töre diye adlandıran yörelerdeki aile meclislerince bu eşitlik, kız çocuklarının yaşama haklarına kastedecek derecede bozulmaktadır. Bu durumun sadece güvenlik ve yargı önlemleri ile sonlandırılması olanaksızdır. Bunun için eğitimin, güvenliğin, hukukun, yargının ve gönüllü örgütlenmenin güncelleştirilmesi, toplumdaki çağdışı anlayış ve uygulamalara karşı şiddetsiz mücadelenin yaygınlaştırılması gereklidir.
7.Çocuklar ve gençler, kirli ve gürültülü bir çevrede yaşamak zorunda bırakılarak hastalanmalarına ve ölümlerine neden olunmaktadır. Sigara ve uyuşturucu kullanımındaki artışlara şaşılmamalıdır. Çünkü, çocuklar ve gençler için aile, okul ve çevrede iyi örnekler değil, kötü örnekler vardır. Annenin, babanın, velinin, öğretmenin, polisin, askerin, doktorun, avukatın, gazetecinin, eczacının, işçinin, memurun, esnafın her yerde sigara içtiği, izmaritleri ve çöpleri, yeşilliklere, çiçeklere, bahçelere, parklara, spor ve oyun alanlarına, yollara, kaldırımlara, özetle her yere attığı bir ülkede çocuklar ve gençler iyi örnekleri kimlerden görebileceklerdir.
Kentlerdeki korna sesleri ve diğer gürültü çeşitleri, en çok çocukların sağlıklarını olumsuz etkilemektedir.
Havanın, suyun ve toprağın insan eliyle kirletilmesi ve gürültü kirliliği, uluslar arası sözleşmelere ve ulusal yasalara karşın, çocuklara ve tüm insanlara hastalık, yangın, sakatlık ve ölüm olarak geri dönmektedir.
Bu nedenle, İnsan Hakları ve Çocuk Hakları sözleşmeleri, daha geniş anlamda ve alanda ele alınmak durumundadır.
8.Çocuklar ve gençler, tüm uluslararası sözleşmelerdeki güvencelere karşın, bazı video, TV, gazeteler, çağdışı gelenekler ve dinsel değerleri saptıran yapı ve kişilerin de tehdidi altında bulunmaktadır.
9.Türkiye’de zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmalıdır.
10.Türkiye’de 18 yaşını bitiren gençler, seçme haklarını kullanmaktadırlar. 18 yaşını bitirenler seçilme hakkına da sahip olmalıdırlar. Bu, seçilme yaşının 25’den 18’e indirilmesi demektir.
11.Havanın, toprağın ve suyun kirletilmesi gerçekleri de artık şiddet kapsamında yorumlanmalıdır. İnsana, hayvana ve çevreye yapılan şiddet bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Türkiye, şiddettin tanımı, koruma ve korunma yöntemlerini örgün ve yaygın eğitim programlarına ders olarak konması aşamasına çoktan gelmiştir. Bu ders, halkla ilişkiler, örgütlenme ve katılma, insan hakları ve çocuk hakları konuları ile zenginleştirilmelidir. Bu yöntemde, ana okullarının da kapsama alınması gerektiği görüşündeyiz.
12.Önce Birleşmiş Milletler Örgütünde, daha sonra da Türkiye’de azınlık tanımı yeniden tartışılmalıdır. Günümüzde, aynı ülkenin yurttaşlarının bazılarına, farklı ve sayıca az olmaları nedeniyle azınlık denmesi insanlığa yakışmamaktadır. Eşit haklara sahip olan yurttaşların “azınlık”, bu durumdaki ailelerin veya bireylerin çocuklarının “Azınlık Çocukları” olarak tanımlanmasına son verilmelidir.
13.Çalışmalarımıza katılan çocuklar, bu görüşlerin oluşmasına büyük katkı koymuşlar ve ayrıca aşağıdaki halkla ilişkiler yöntemlerini önermişlerdir.
13.1 Şiddet konusunda, halkı bilgilendirecek ve olumlu davranış değişikliklerine katkıda bulunacak kısa filmler hazırlanarak, toplu taşım araçlarında, alt ve üst duraklarda, tren garlarında, hava alanlarında, açık veya kapalı tiyatro, müzik ve spor alanlarında, alışveriş merkezlerinde, okullarda, dershanelerde, hastanelerde, bankalarda, postanelerde, adliyelerde, kalabalık sokak ve caddelerde ve parklarda gösterilmelidir.
13.2 Sınıflarda, oluşturulacak çalışma gruplarında afiş, şiir ve yazılar hazırlanmalı, bu çıktılar, okullarda, ilçe, il ve ulusal düzeyde sergilenmelidir.
13.3 Şiddet konusunda kitapçıklar ve broşürler hazırlanarak ulusal düzeyde dağıtılmalıdır.
13.4 Okullarda öğretmenleri, aileleri, öğrencileri ve çevre halkını bilgilendiren ve davranış değişikliğini hedefleyen seminer, konferans ve açık oturumlara ağırlık verilmelidir.
12.5 Şiddet konusunda fuarlar, panayırlar ve sanatsal etkinlikler düzenlenmeli, çocukların kendilerini ifade etmelerine bu yöntemle de katkı sağlanmalıdır.
13.6 Yerel ve ulusal televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde ve dergilerde, uzmanların, eğitim yöneticlerinin, ailelerin ve çocukların örgütlü olarak temsil edildiği programalar arttırılmalıdır.
13.7 İletişim ve işbirliği içinde olmalarını önerdiğimiz kuruluşların yerel ve ulusal düzeydeki ortaklıklarında yerel, ulusal ve uluslararası projeler üretilmeli, projelerin hazırlanması, yürütülmesi, değerlendirilmesi ve çarpan etkilerinin izlenmesinde çocuklar da yer almalıdır.
13.8 Tüm süreçlerde, kız-erkek engelli çocuklar da bulunmalıdır.
Sonuç olarak;
a.Türkiye’de, örgütlenmenin iki temel yasası, Dernekler Kanunu ile Türk Medeni Kanunda değişiklik yapılarak, çocukların örgütlenmesi ile ilgili kısıtlamalar, çocuk ve gençlik dernekleri ile gençlik kulüpleri ikilemi ortadan kaldırılmalı, ayrıca Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki Çocuklara ve Gençlere Yardım Yasasına benzer bir düzenleme yapılmalıdır.
b. Ülkemizde, kamu yönetimleri, yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlar, çocukların, gençlerin ve zayıfların şiddetten korunması amacıyla yeniden yapılandırılmaları ve güçlendirilmeleri sağlanmalıdır.
c.Türkiye’de, kamu kurum ve kuruluşları, valilikler belediyeler, kaymakamlıklar, muhtarlıklar, üniversiteler, siyasal partiler, meslek örgütleri ve gönüllü kuruluşların içinde yer aldığı, sürdürülebilir, ilkeli, kararlı ve yasal güvenceye bağlanmış iletişim ve işbirliği yöntemlerini benimsemelidir”.

